5 Ağustos 2014 Salı

Anne of Green Gables – Lucy Maud Montgomery


İçimdeki çocuk yine beni alt etti de çocukluğumun çizgi filmi Anne’i yad etmiş oldum. Yayıncılardan peş peşe gelen redlerden sonra basıldığında best-seller olmuş kitap. Huzur veren tasvirleri Green Gables’da yaşama isteği veriyor. Hikaye Kanada’nın eyaletlerinden biri olan Prince Edward Island’da geçiyor.

İsmini Anne'den öğrendiğim "buttercup" (düğün çiçeği).
Hayal gücü çok gelişmiş çilli ve kırmızı saçlı kızımız Anne, Marilla ve Matthew isimli kardeşlerin evine evlatlık olarak gelir. Erkek çocuk istemiş olan aile önce ne yapacağını şaşırır. Ama Anne’in on bir yaşına kadar bir kaç aile tarafından istenmeyerek yetimhaneye düştüğünü öğrendiklerinde Green Gables’da kalmasına karar verirler.

Kuzguni siyah saçlar, Cordelia gibi romantik bir isim, kabarık kollu güzel elbiseler Anne’in hayal dünyasının merkezindedir. Oysa Marilla, dinibütün bir Hristiyan olarak onun dış görünüşe takıntılı olmasını istemez, sürekli konuşmasına ise hayret eder. Matthew ise sessiz sedasız, utangaç bir çiftçidir, Anne’in gevezelikleri onun hoşuna gider. Aslında bu iki kardeşe hep acıdım, geç kalmış oldukları çok şey vardı çünkü.

Anne, yakındaki çiftlikten Diana Barry ile arkadaş olur, çevredeki her yere Idlewild, Willowmere gibi romantik isimler verir, kendi uydurduğu perili orman masalına kanıp o ormandan geçmeye korkar, ona “havuç” dedi diye beş yıl Gilbert’ın kafasında yazı tahtasını kırar, pastaya yanlışlıkla merhem koyar, seyyar satıcıdan aldığı boyayla saçını siyah niyetine iğrenç bir yeşile boyar,  Lady of Shallot olmaya özenip boğulma tehlikesi atlatır.

Anne'in oynamaya çalıştığı rolün temsili.
Büyüdükçe güzelleşen Anne’in yaşadığı manevi değişim hızlıdır. Sorumluluk sahibi, daha az konuşan ve daha az fevri bir kız olmuştur artık. Öğretmen okulunu bitirip sanat okulu bursunu kazanır ama hayat fedakarlık yapmasını gerektirecektir. O da bunu yapabilecek karakterdedir. Gilbert’la beş yıllık anlamsız rekabet ve düşmanlığın bitmesiyle hikaye yoldaki dönemece gelmişken biter. 


“Don’t give up all your romance, Anne… a little is a good thing – not too much, of course- but keep a little of it, Anne, keep a little of it.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder